Haber Detayı
21 Aralık 2020 - Pazartesi 11:50 Bu haber 551 kez okundu
 
ATATÜRK’E SUİKAST GİRİŞİMİ HACI SAMİ VE ÇETESİ - 2
7 Eylül sabahı Hayrettin Bey tüm tutukluların sorgularına devam etti.
KÜLTÜR Haberi


O güne kadar yapılan sorgulamada çete üyelerinin suikast amacıyla Anadolu’ya geldiği saptanmıştı. Ancak suikastın kime ya da kimlere yapılmak istendiği konusunda kamuoyuna herhangi bir bilgi sızmamıştı. 8 Eylül’de gazeteler suikastta hedefin Gazi Mustafa Kemal olduğunu duyurdu. Hainler Türkiye’yi ve Türkleri ta can evinden vurmak istemişti. Sorgular sonucunda suikast girişiminin ayrıntıları da ortaya çıkarıldı. Suikastın trenle İstanbul’dan dönecek olan Mustafa Kemal’in içinde bulunduğu vagonu havaya uçurarak yapılacağı belirlendi. Mustafa Kemal Paşa 16 Mayıs 1919’da ayrıldığı İstanbul’a 1927 yılına dek gitmemişti. İstanbul halkı ise O’nu kentlerinde görmek istiyordu. Mustafa Kemal 30 Haziran’da Ankara’dan ayrılmış, 1 Temmuz’da kente ulaşmış, halkın arasına karışmış, onları dinlemiş, 28 Ağustos 1927 günü İstanbul’da toplanan Bakanlar Kurulu’na da başkanlık yapmıştı. Çete üyeleri Mustafa Kemal Paşa’nın Eylül ortalarına kadar İstanbul’da kalacağını önceden biliyor olmalı ki sorgularında 15 Eylül’e kadar Nallıhan’a ulaşmayı planladıklarını söylemişlerdi. Nallıhan’da ise İstanbul’dan Ankara’ya dönecek olan Mustafa Kemal’i, Bakanlar Kurulu  üyelerini ve yeni milletvekillerini taşıyan treni dinamitle havaya uçurmak için gerekli hazırlıkları yapacaklardı.

Tutukluların sorguları devam ettikçe yeni bilgiler elde edildi. Söke’de yapılan incelemede ise üstü yazısız parşömen kâğıtları ile kartonlar ele geçirildi. Kâğıtlar, kimyevi işleme tabi tutulduğunda üzerinde kimi isimlerle adreslerin ortaya çıkabileceği, böylece haberleşmede kullandıkları şifreye ulaşılabileceği düşüncesi oluştu. İncelemeyi derinleştirmek üzere evrak Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Ancak Adli Tıp’ta yapılan inceleme sonucunda kâğıtların üzerinde herhangi bir yazı ya da işarete rastlanmadı. Bu arada tutukluluğu devam eden Abaza Hakkı önemli itiraflarda bulunacağını söyleyince Hakim Hayrettin Bey tarafından yeniden sorguya alındı. Gazeteler ertesi günlerde suikast örgütünün Çerkez Reşit tarafından hazırlandığı konusunda güçlü kanıtlara ulaşıldığını haber verdiler. Ayrıca, Sökeli Mustafa isminde bir kişinin de olayla ilgisi kurularak yakalama emri çıkarıldı. Mustafa yakalandı ve İstanbul’a gönderildi. Hayrettin Bey’in yaptığı sorgu sonucunda aranan kişi olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı. Aranan Mustafa’nın, Kuşçubaşı Eşref’in kayınbiraderi Cemali’nin kardeşi olduğu ve Sisam’da Yunanlılar tarafından bir başka nedenden dolayı tutuklu bulunduğu belirlendi. İstanbul’dan yapılan istek üzerine Söke Savcılığı Hacı Sami çetesine haberleşme konusunda yardım sağladığı gerekçesi ile Cemali’yi de tutukladı ve İstanbul’a gönderdi. Hayrettin Bey de 23 Eylül’den itibaren Cemali’yi sorgulamaya başladı.

Eylül ayı sonuna gelindiğinde altı tutuklu sanık bulunuyordu. Çerkez İsmail Hakkı, Büyük Mecid ve Küçük Mecid doğrudan suikast amacıyla çete kurmak, Kaymakam Atıf Bey, Üsküdarlı Meki ve Cemali’de çeşitli şekillerde çeteye yardım etmekle suçlanıyordu. Hayrettin Bey tüm tutukluların sorgusunu tamamladı.Savcı Yardımcısı Selahattin Bey mütalaasını,Hayrettin Bey kararnamesini yazdı. Kaymakam Atıf Bey’in emekliye sevk edilmiş olmasından dolayı ülkesine karşı muhalif bir tutum takındığı, kin ve gayz beslediği sorgulamalar sonucunda sabit oldu. Ancak Hacı Sami çetesiyle ilişkisi olduğu konusunda mahkemeye sevkini gerektirecek yeterli kanıt bulunamadı. Benzer şekilde Cemali’nin de çetenin haberleşme aracı olduğunu kanıtlayacak yeterli bilgiye ulaşılamadı. İkisi de serbest bırakıldı. Abaza Hakkı, Büyük Mecid, Küçük Mecid ve Meki’nin dosyaları ise idamla yargılanmak üzere Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Yüzelliliklerden Kuşçubaşı Eşref ile Sisam’da bulunan Sökeli Mustafa hakkında da suikast girişimini düzenlemekten dolayı gıyaplarında usulen tevkif müzekkiresi hazırlandı. Mustafa’nın Söke’deki evinde bomba ve fişek bulunmuş olması gözönünde bulundurularak Söke Savcılığı’ndan bu konuda ayrıca kovuşturma yapması istendi. Dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi ile suikast davasında ikinci aşamaya gelinmiş oldu.

Suikast Girişimi ve Yunanistan

Suikast girişiminin açığı çıkması ile birlikte Hacı Sami çetesinin arkasında kimin ya da kimlerin olduğu da kamuoyunda tartışılmaya başlandı. İlk izlenim suikastın Yunan topraklarında planlandığını ortaya koymuştu. Bu nedenle yurt dışında Türkiye aleyhinde çalışma yapan kişi ya da örgütler ile Türk-Yunan dostluğu ya da Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı beslediği “dostluk” anlayışı tartışmaya açıldı.

Basın; suikast girişimini, yurtdışındaki Yüzellilikler ile Firarilerin Türkiye aleyhinde sürdürdükleri çalışmaların yeni bir ürünü, Mütarekede başaramadıkları Türkiye’yi yok etme planlarının son örneği olarak değerlendirdi. Bu nedenle suikast girişiminin bu kesimden gelmiş olmasını doğal karşıladı. Ancak beş altı kişilik bir çetenin kendisini Türkiye Cumhuriyeti topraklarında istediğini yapacak güçte görmesini akılcı bulmadı. Hacı Sami ve hempaları(nın) ne kadar serseri ve cüretkâr olurlarsa olsunlar bu tür girişimlere karşı tetikte olan Türkiye Cumhuriyeti topraklarına yalnız başlarına giremeyeceklerini iddia ederek çetenin, kimden, nereden cesaret ve kuvvet aldıklarını sorguladı.

Hacı Sami ve çetesi iki kaynaktan güç almıştı. Dışarıda; Türkiye Cumhuriyeti aleyhine çalışan ve hükümeti yıkmak arzusuyla kaynayan bir fesat ocağı vardı. Hacı Sami, ülkeden kovulmuş olan muhaliflerden ve bir şekilde kendi istekleri ile çıkmış olan memnuniyetsizlerden güç almıştı. İkinci kaynak ise Yunanistan idi. Hacı Sami, Yunanlılar için yabancı değildi. Milli Mücadele günlerinde Türk vatanı aleyhinde kullandıkları isimlerden biriydi. Çete üyeleri de suikast için Yunan adasında hazırlanmış ve oradan Türkiye topraklarına çıkmışlardı. Oysa aynı günlerde Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey, gazetecilere Türk-Yunan ilişkilerinin dostane bir mecrada bulunduğunu söylemiş, Meclis kürsüsünde aynı kanıyı paylaşmış, Yunan meslektaşı da Tevfik Rüştü Bey’i doğrulayan beyanatlar vermişti. Bu sayede Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişki, geçmişin acı anılarına rağmen akla ve mantığa dayalı bir barış dönemine girmişti. Tam da bu dönemde şeni cinayet fikirleriyle meşbu olan alçakların bugün Türkiye’ye dost olduğunu zannettiğimiz bir memleketin topraklarında teslih edilmekte olması kamuoyunu hayal kırıklığına uğrattı. …Hıyanet ve cinayet teşkilatlarının Yunan hâkimiyeti idaresi altında bulunan topraklarda vücut bulması, oralardan silah ve kuvvet alarak Türk hudutlarına girmesi diplomatlardan işitilen dostluğun samimiyeti konusunda kuşku yarattı. Üstelik Yunanistan bir yandan çeteleri Yunan adalarında silahlandırırken öte yandan da Batı Trakya topraklarında Türkiye’den kovulan Türk düşmanlarını barındırmayı sürdürüyordu. Bu durum karşısında iki kritik soru yöneltildi. İlki bu tür davranışların dostlukla nasıl bağdaştırılabileceği idi. İkincisi ise çete, Sisam adasında hazırlık yaparken Yunan memurlarının nasıl dikkatini çekmediği idi. Necmettin Sadak ikinci soruya ancak iki açıklama getirilebileceğine işaret etti; Ya Yunanistan’da anarşi vardır ve memurlar mühim çetelerin teşekkülünden ve seyahatinden habersizdir, yahut Yunan Hükümeti Türkiye’ye giden çetelere yardım ediyor Yunanistan’ın en hafif tanımlama ile ihmali ve ilgisizliği karşısında Türk kamuoyu Yunanistan ile olan ilişkinin şekil ve mahiyetini öğrenmek için büyük bir sabırsızlık içinde idiTürk kamuoyunun bu suçlamalarına Yunanistan’dan yanıt gecikmedi. Atina’da çıkan Eleftherios Logos gazetesi Türkleri hayal kurmakla suçladı. Kendi yarattıkları “vehimlerden” yine kendilerinin korktuklarını belirtti. Çetenin Sisam’dan Anadolu’ya çıktığını yalanlaması ise Türk kamuoyunda öfkeye neden oldu. Vakit, gazetenin iddialarını üç soru ile yanıtladı: çete bize Yunan topraklarından neye geçiyor? Yunan topraklarında bize çete hazırlanmasına Yunanlılar neden müsaade ediyorlar? Türk vatanının melunları neden Yunan topraklarında himaye görmektedir? Türkiye, Yunanistan’dan bu soruları yanıtlamasını istiyordu. Yunan Hükümeti’nin sözcülüğünü yapan Elefthero Vima gazetesi ise yıllardan beri Türkiye’ye samimi dostluk besleyen Yunanistan’ın Türk Cumhurbaşkanı ya da Türkiye’nin hükümet şekli aleyhinde en küçük bir hareket ve teşebbüse tahammül ve müsaade edemeyeceğini vurguluyordu. Buna karşın Yunan topraklarında Yunanistan’ın konukseverliğini esirgemeyeceği kimi Türkler bulunduğunu kabul ediyor, Yunan Hükümeti’nin bu kişileri gözetim altına almak konusunda gerekli makamları şiddetle uyardığını da belirtiyordu. Kanıt olarak da çete üyelerinin Bozdoğan’da verdikleri ilk ifadeyi geçerli sayıyor, Yunan Hükümeti’nden gördükleri baskı dolayısıyla Yunan toprağından kaçtıklarını hatırlatıyordu. Atina ajansı da Elefthero Vima gazetesini doğrulayan bir açıklama yaparak suikastta Yunan parmağına işaret eden Türk gazetelerinin iddialarını reddetti. Yunanistan’ın Doğu komşusu ile dostluğunu sürdürmek konusunda pek ziyade itina gösterdiğine işaret etti. Yunan Hükümeti de konu ile ilgili duyarlılığını Türk Hükümeti’ne aktardı. Yunanistan ayrıca Sisam valisi ile jandarma komutanını değiştirdi. Yunanistan’ın Ankara elçisi Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey’i bilgilendirdi. Yunan gazetelerinin verdiği bilgilere göre Tevfik Rüştü Bey kendisine verilen bilgiyi memnuniyetle karşılamıştı. Londra’daki Yunan Elçiliği de bir tebliğ yayınlayarak Türk hükümeti ve basını tarafından Yunan memurlarına yapılan suçlamaların doğru olmadığını, hükümetin valiyi ve jandarma komutanını  görevden alarak iyi niyetini ortaya koyduğunu duyurdu. Öte yandan Yunan Dışişleri Bakanı Mihalokopulos da Times muhabirine verdiği demeçle Sisam valisinin Hacı Sami çetesine yardım etmek şöyle dursun onun hareketinden bile haberdar olmadığı konusunda ikna turlarına başlamıştı.

Yunan tarafının tüm yalanlamalarına ve dostluğu sürdürmek konusundaki samimiyet söylemlerine yanıtı Türk Hükümeti’nin sözcüsü konumunda olan Hâkimiyet-i Milliye gazetesi verdi. Yunan hükümetinin silahlı çete kurulması ve Cumhurbaşkanına suikast düzenlemesi konusunda etkisi ya da dahli var mı, bunun kesin olarak iddia edilemeyeceğini belirterek konuya ihtiyatlı bir giriş yaptı. Ardından suikast girişiminin Türkiye için önemini ısrarla vurguladı. Ardından, suikastın daha hazırlık aşamasında, Türkiye’nin Yunanistan nezdinde yaptığı girişimleri ilk kez kamuoyu ile paylaştı. Buna göre suikast çetesi Yunanistan’da hazırlanmış, Atina’da girişimi planladıktan sonra önce Girit’e, sonra Sisam’a geçmişti. Türkiye’nin Atina elçiliği durumdan haberdar olarak Yunan Hükümetine başvurmuş ve gerekli önlemleri almasını istemişti. Yunan hükümeti Sisam’daki görevlilerinin verdiği bilgiye dayanarak Hacı Sami çetesinin Sisam’da bulunmadığı yanıtını vermişti. Aldığı bilginin güvenilir olduğu konusunda herhangi bir kuşkusu olmayan Türk elçiliği ise isteğinde ısrar etmişti. Bunun üzerine Yunan Hükümeti yeniden Sisam valisiyle görüşmüş ve incelemeler sonucunda Hacı Sami çetesinin Sisam’da bulunduğunu doğrulamıştı. Vali, Hacı Sami’yi yanına çağırmış ve ondan Sisam’ı terk etmesini istemişti. Yunan Dışişleri Bakanlığı da böyle bir çeteninoluşturulmasına hükümetinin asla izin vermeyeceği, haklarında derin bir soruşturma yapılacağı, Hacı Sami Atina’ya geldiğinde ise emniyet tarafından ciddi bir izlemeye alınacağı konusunda Türk elçiliğine garanti vermişti. Oysa, gerek Sisam Valisi tarafından ve gerek Dışişleri Bakanlığı tarafından böylesine resmi güvenceler verilirken çete çoktan Anadolu’ya geçmiş, hatta Hacı Sami ve kardeşi öldürülmüştü.

Hâkimiyet-i Milliye, Tevfik Rüştü Bey’in, Yunan elçisince verilen bilgileri memnuniyetle karşıladığı iddiasına da açıklık getirme gereğini duydu. Böylece gerçeklerin mugalâta içinde boğulmasını önledi. Tevfik Rüştü Bey, ihmali kanıtlanan Sisam Valisi’nin görevden alındığı haberine memnun olmuştu. Ancak valinin görevden alınmasını, bu konuda alınabilecek ilk önlem olarak değerlendirmiş, konu ile ilgili daha ciddi ve fiili önlemlerin alınmasını beklediklerini ısrarla belirtmişti. Gazete, Londra tebliğinde Tevfik Rüştü Bey’in memnuniyet ifadesine yer verilirken asıl dikkati çektiği konudan bahsedilmemesini de anlamlı buldu ve Türkiye’nin Yunanistan ile dostluk kurma çabasını akıntıya kürek çekme olarak tanımladı. Türk Hükümeti, Yunan Hükümeti’nin ve basınının Dostluğun icabatına uymak için Türkler bizden daha ne bekliyor, sorusunu da Hâkimiyet-i Milliye aracılığı ile yanıtladı. Türkiye, komşularından abartılı isteklerde bulunmuyordu. İki temel arzusu vardı. İlki; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına ve Cumhuriyetin ileri gelenlerine karşı suikast düzenleme çabası içinde olan Çerkezlerin ve diğer hainlerin Yunan topraklarında bir dayanak bulmasına izin verilmemesi idi. Öte yandan Batı Trakya Müslümanları arasında Yunan memurlarının koruması altında müftü ve benzer sıfatlarla yerleşmiş Yüzellilik listeye dahil bir çok hain bulunuyordu. Bunlar ne Trakyalı idi, ne de Trakyalıların çıkarları ile ilgililerdi. Yunan resmi çevrelerinin nüfuz ve desteklerinden güç alan bu kişiler, Trakya halkının iktisadi ya da siyasi refahını sağlamak için değil, özellikle Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucuları aleyhine faaliyet gösteriyor, gazete çıkarıyorlardı. Türkiye’nin ikinci istediği başta Yüzellilikler olmak üzere Yunanistan’da yerleşmiş Türkiye aleyhtarlarının sınır dışı edilmesi idi. Eğer Atina yönetimi dostluk söylemlerinde samimi ise bu adımları atmasına hiçbir engel yoktu. Gazete, Türk kamuoyunun bu konuda son derece duyarlı olduğunu bir kez daha hatırlatma gereği duyarken çete üyelerinin Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamaları da başlamak üzereydi. Yargılamalar ve Karar Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen Abaza Hakkı, Küçük ve Büyük Mecid ile Meki Ceza Kanunu’nun 126, 146 ve 156. maddeleri gereğince yargılanacaklardı. Yasanın 126. Maddesi; Her ne suretle lursa olsun Türkiye Cumhuriyetine karşı silah kullanan Türk, idam cezasına mahkûm olur, 146. Maddesi; gerek yalnızca ve gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi idam cezası hükmolunur, 156. madde ise Reisicumhur hakkında suikasitte bulunanlarla buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde ise idam cezasıyla … cezalandırılır. diyordu. Dolayısı ile çete üyeleri idamla yargılanacaklardı. Ancak bacağı alçıda olan Abaza Hakkı’nın mahkemede ayağa kalkamayacak olması nedeniyle yargılama hemen başlamadı. Mahkeme başkanı hapishane doktorundan bilgi istedi. Hakkı’nın bacağındaki alçı Ekim ayı sonunda çıkarılınca yargılamanın başlaması için engel kalmadı.

Bu arada savcı da yargılamanın başlayabilmesi için gerekli önlemleri aldı. Salonu hazırlattı. Kamuoyunun davaya yoğun ilgi göstereceği düşünülerek duruşma salonuna koltuk sayısı kadar dinleyici alınması kararlaştırıldı. İçeriye alınanlar da sıkı kontrolden geçirildi. Özellikle ateşli silah olup olmadığı arandı. Yargılamalar İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 Kasım 1927 Cumartesi sabahı     başladı. Saat 10.30’a doğru tutukluların salona gireceği kapılar açıldı. Mübaşir yerini aldı. Hemen sonra sanıklar süngülü dört jandarmanın arasında salona getirildi. Onların ardından Hakim Sabri Bey’in başkanlığındaki mahkeme heyeti duruşma salonuna girdi. Mahkeme Başkanı savcıdan iddianamesini okumasını istedi. Savcı Cemil Bey tarafından hazırlanan iddianameyi zabıt kâtibi okudu.İddianamede tutukluların yanında firarilerin de yargılanması isteniyordu. Mahkeme heyeti öncelikle firarilerle ilgili iddiaları ele alarak firarilerin ve mahkemenin davetine icabet etmeyenlerin gıyaben yargılanmasına karar verdi. Ardından sanıkların sorgusuna başlandı. Önce Hakkı sorgulandı. Elli yaşını geçtiğini ve ticaretle uğraştığını söyledi. Sonra sırasıyla Büyük Mecid, Meki ve Küçük Mecid sorgulandı. Ardından Sorgu Hakimince hazırlanan iddianame zabıt katibi tarafından okundu. Bu iddianamede çetenin nasıl hazırlandığı, ülkeye nasıl girdiği, nasıl yakalandıkları ve suikastın nasıl gerçekleştirileceği ile ilgili elde edilen bilgiler mahkeme heyetine sunuldu. Çete üyeleri suikastı gerçekleştirdikten sonra Yunanistan’daki arkadaşlarının da Anadolu’ya gelerek onlara katılacağını ve birlikte Türkiye’de bir ihtilal yapmak amacında oldukları belirtildi. Yapılan inceleme sonucunda çetenin kavlen ve fiilen hıyanet-i vataniyede bulundukları sabit olduğundan tümünün 126. madde gereğince cezalandırılmaları istendi. İddianame okunduktan sonra Mahkeme Başkanı Savcıya -burada mevcut maznunların Hükümet-i Cumhuriye’ye, Reis-i cumhur hazretleri ile Heyeti Vekileye suikast maksadıyla geldikleri iddia ediliyor, ne buyurursunuz? diye sordu. Cemil Bey, suikast örgütünün tarihçesini anlattıktan sonra bunların İstanbul’dan Ankara’ya avdet buyuracak olan Reis-i Cumhur hazretlerine ve Heyeti Vekileye suikast yaptıktan sonra memlekette bir ihtilal çıkarmaya karar verdikleri anlaşılmıştır.Bu adamlar bunun için memlekete girmişler ve bu maksadın tatbiki için bilfiil çalışmışlardır.Bunlarla Anadolu’ya çıktıklarının tamam dokuzuncu günü müsademe yapılmış ve şu gördüğünüz Hakkı mecruhen yakalanmıştır.Hacı Sami ise son ana kadar silahını kullanmış ve memlekete karşı yapmak istediği hıyaneti kanı ve canı ile ödemiştir. Burada bulunan Mecid ise bilahare jandarmalar tarafından yakalanmıştır. Karşınızda bulunan diğer maznunlar ise jandarma kuvvetleri tarafından bilahare birer birer yakalanmışlardırdedi ve kanunun ilgili maddeleri gereğince idamla cezalandırılmalarını istedi. Savcının açıklama ve talebinin ardından Mahkeme Başkanı, Hakkı’yı sorgulamaya başladı. Hakkı; sekiz çocuk babası olduğunu, Kafkas Cephesi’nde askerlik yaptığını, arasıra İstanbul’a manifatura almak için geldiğini belirtti. Kafkas Cephesi’ne nasıl gittiğini ayrıntıları ile anlattı. Buna göre yirmi beş atlı ile Erzurum’a girmiş ve yirmi beş atlıyı da kendisi iaşe ediyormuş. Birçok cephede savaşmış, savaş (I. Dünya Savaşı) bitince İstanbul’a gelmiş, Padişahın emriyle sergi dairesinde ikamete memur edilmiş ve Padişah tarafından iaşe edilerek  altı ay kadar yaşamış, sonra Adapazarı’na gitmiş, tekrar İstanbul’a gelmiş ve nihayet İzmir’den göçmenlerle vapura binerek Midilli’ye gönderilmiş.Verdiği bu ifade ile Milli Mücadele’de Yunanlılarla birlikte çalıştığını da itiraf etmiş olan Hakkı’ya, Mahkeme Başkanı Kuva-yı Milliye Yunanlılarla harp ederken kendisinin ne tarafta olduğunu sordu. Hakkı, Yunanlıların tarafında kaldığını söyledi. Sabri Bey’in ustalıkla sorduğu sorular karşısında da Yunan tarafında ne yaptığına açıklık getirdi. İzmir’den Yunan Hükümeti’nin emriyle Mudanya’ya gittiğini, oradan Kuva-yı Milliye’ye karşı Yunanlılarla birlikte savaşmak için cepheye gönderildiğini anlattı. Türkiye’den ayrıldıktan sonra gittiği Midilli’de ise dört beş ay kaldığını, burada firari Mutasarrıf İbrahim Bey’in kendisine bir teşkilat yapılmasını önerdiğini, bu teşkilat için kırk beş elli kişilik bir idare heyeti toplandığını ancak kendisinin bu öneriyi kabul etmediğini söyledi. Hakkı örgüte girmediğini söylüyordu ancak Mahkeme Başkanı’nın sen de bu elli kişilik heyetin içinde mi idin? Sorusunu Evet diyerek yanıtlıyordu. İfadesine göre oluşturulan bu heyet Yunanlılardan aldığı para ile Çerkezleri toplayarak İzmir’e gidecekti. Hakkı, Çerkezlerin yalnızca para koparmak amacıyla böyle bir heyet oluşturduklarını iddia etti. Sonra da örgütün faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Ardından Sabri Bey, Hakkı’ya ülkeden niçin kaçtığını sordu. İkili arasında şöyle bir diyalog geçti:

Kaynak: () - Haber Merkezi Editör: Kent Sokakları
 
Etiketler: Zeki Köse, ATATÜRK’E SUİKAST GİRİŞİMİ HACI SAMİ VE ÇETESİ - 2
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Beşiktaş
70
0
6
4
22
32
2
Fenerbahçe
63
0
7
6
19
32
3
Galatasaray
62
0
8
5
19
32
4
Trabzonspor
58
0
7
10
16
33
5
Gaziantep FK
50
0
7
11
13
31
6
Alanyaspor
49
0
11
7
14
32
7
Hatayspor
49
0
11
7
14
32
8
Fatih Karagümrük
49
0
10
10
13
33
9
Sivasspor
47
0
7
14
11
32
10
Göztepe
46
0
11
10
12
33
11
Antalyaspor
42
0
9
15
9
33
12
Konyaspor
40
0
12
10
10
32
13
MKE Ankaragücü
36
0
16
6
10
32
14
Çaykur Rizespor
36
0
12
12
8
32
15
Kasımpaşa
35
0
15
8
9
32
16
Yeni Malatyaspor
33
0
12
12
7
31
17
Başakşehir FK
33
0
15
9
8
32
18
Kayserispor
33
0
15
9
8
32
19
Gençlerbirliği
31
0
17
7
8
32
20
BB Erzurumspor
28
0
17
10
6
33
21
Denizlispor
26
0
17
8
6
31
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı